Karanlık Işık

12/4/2008 - Ulytau

Kategori: biyografi

Orta Asya’ya özgü geleneksel çalgımız saz,klasik batı müziğinin vazgeçilmezi keman ve her notasına dokunulduğunda bizi bizden geçiren elektro gitarın birleşiminden sizce ne doğar?

2006 yılında temelleri atılan Ulytau(Anadolu Tükçesi’nde Uludağ)’yu bir türe sokmak ihtiyacı hissedersek,Folk/Senfonik Hard Rock diyebiliriz sanıyorum.Kayıt Direktörü Tabriz Shakidi,Müzik Prodüktörü Maxim Kichigin ve Kydyrali Bolmanov öncülüğünde Vladimir Osinsky Stüdyoları’nda Slava Motilev tarafından 2007 yılında kaydedilen Jumyr Kylysh(Cumir Kılıç) albümü büyük bir başarı yakalayınca albümü yeniden mixleyen Paramout Recording Studio larının sahibi Tim Palmer, Cumir Kılıç’ı Amerika ve diğer ülkelere dağıtımını gerçekleştirdi.

Grubun Amerika ve Ululslararası dağıtımlarını yapan daha öncede Ozzy Osbourne ve U2 gibi Rock Müzik devlerinin prodüktörlüğünü yapmış olan Tim Palmer grubu ve gelişmeleri şöyle anlatıyor;

''Ben her zaman farklı tarzlarda birçok müzisyenle çalıştım ve birçok türün sentezi mümkün olabileceğine inanırım.Yeni şeyler öğrenmekten ve stilin tam bir değişiminden hep hoşlanmışımdır.

Ulytau projesi Rusya’dan grubun Prodüktörü Tebriz Shakhidi tarafından bana gönderildi ve Geleneksel yapı ile Hard Rock’ın sentezlenmesi beni oldukça etkiledi.Elektro Gitarın,Orta Asya’ya özgü müzik aleti Dombra(bi’ çeşit saz) ve kışkırtıcı kulakların tedavi aracı olan Keman ile buluştuğunu gördüm.Müzisyenlerin her birinin kendi dallarındaki ustalığı,kaliteli müzisyenlerin birbirleri arasındaki uyumu ve hepsinin mükemmel bir kayıt kalitesiyle birleşmesi benim onlarla çalışmamda ki büyük etkenlerdendi.

Steve Vai ve Zak Wylde hayranı bir gitar virtüözü olan Max’ın müziğini Dombra ve Kemanla birleştirip modern ve geleneksel yapıyı harmanlaması ile ortaya çıkardığı Cumir Kılıç’ın onlara büyük başarılar getirmesini diliyorum''

Albüme şöyle bir baktığımızda ise ilk parça Adai Türk Davul ritmli çok sert bir giriş yapıyor,sanıyorsunuz ki cenk zamanı gelmiş,Türkler yeniden hücuma kalkıyor… (: Yer yer klavye ve keman eşliğinde çok duygusal bir atmosfer hakim oluyor yer yer ise eşsiz riffler ve dumbra ritmleri ile coşkuyla doluyor insanın içi.Usta ellerden çıktığı belli olan elektro gitar sololarında ise adeta insan kendinden geçiyorsunuz.Bir de grubun kendi parçalarının ve bazı Kazak Türkülerinin yeniden düzenlenmiş halinin yanı sıra Mozart’ın Türk Marşı’nın da kendilerine özgü bir yorumu mevcut Cumir Kılıçta.

Grup Üyeleri:
Nurgaisha Sadvakasova (keman)
Maxim Kichigin (elektro gitar)
Erjan Alimbetov (dombra[saz])
Roman Adonin (klavye)
Evgeny Sizov (bass gitar)
Igor Djavad-Zade (davul)

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/4/2008 - Whisky

Kategori: biyografi

Whisky 1980 yılında Kamil Özaydın tarafından kuruldu. Topluluğun amacı Türkiye'de eksikliği duyulan rock müzik kültürünü geniş kitlelere ulaştırmaktı. Tüm maddi ve manevi güçlüklere rağmen topluluk çalışmalarını aralıksız sürdürerek günümüze ulaştı. 1982 yılında TRT denetiminden geçen "Bak biz genciz" parçası ile ekranlardan geniş kitlelere ulaştı. 1986 yılında Türkiye'nin ilk Türkçe sözlü Babaanne adlı rock albümünü yayınladı.

Albüm adı Babaanne, Çıkış tarihi 1986, Yapımcı firma Piccatura Müzik. Parça isimleri: Babaanne, Yolculuk, Şans talih, Kendine hoşgeldin, Rock'n Roll'u bir dinle, Bak biz genciz, Arayış, Rüşvet, Hoşgörü.

Albümde çoğunlukla sosyal temalar ve kuşaklar arası çelişkiler işlendi. Tüm parçalar TRT denetim kurulundan onaylıdır. Bu albümle topluluk ilk büyük çıkışını gerçekleştirdi. Araya askerliklerin girmesiyle topluluk üç yıl kadar faaliyetlerine ara verdi. 1990 yılının başında ideal kadrosuyla yeniden çalışmalara başladı. İlk iş olarak Binnaz isimli parça stüdyoda kaydedilerek klip çekildi. Gerçek yanma sahneleri bu kliple birlikte sayısız TV programlarına konuk olundu. 1993 yılı başında ikinci albüm çalışmalarının sonuna gelirken topluluk kurucusu Kamil Özaydın'ı beyin kanaması sonucu kaybetti. Topluluk kısa bir aradan sonra yarım kalan kayıtlarını tamamlayıp 1994 yılında Kamil Özaydın anısına "Ateş Suyu" albümünü piyasaya çıkarttı.

Albüm adı Ateş Suyu, çıkış tarihi 1994, yapımcı firma Yüzdeyüz Müzik Ltd. Şti. Parça isimleri: Binnaz, Dön geri, Cadı, Cumartesi, Baharla Gelen, Sana Ağıt, Güneşli Yağmur, Yalnız Seninle.

Hard rock sound'unun korunduğu albüm genellikle aşk temalarını işliyordu. Albüm sonrası birçok ilde tanıtım konseri verildi. İkinci albümün hemen ardından üçüncüsünün çalışmaları başladı. Nihayet 1996 yılında "Güneşin Tahtı" adlı albüm piyasaya çıktı.

Albüm adı Güneşin Tahtı, çıkış tarihi 1996, yapımcı firma Mega Müzik. Parça adları: Yak bizi, Yabancılar, Mavi, Dünya, Ayna, Oysa,Köşe Başı Dramı, Anneler, Babalar, Çılgınlık Zamanı, O yıllar.

Albümdeki parçaların geneli felsefik temaları içermektedir. Dünya isimli parçada ise rock müzisyenlerinin çevreye olan duyarlılıklarının kanıtı gibidir. Bu albümde Yak bizi, Dünya ve Ayna isimli parçalara klip çekilmiştir. Topluluk şu anda dördüncü albüm çalışmalarını tamamlamış olup yine Türkiye'de ilk olacak Unplugged tarzındaki albümü çıkartmaya hazırlanıyor. Topluluk üyeleri müziğin yanısıra, müzik aletleri ticareti ve müzik eğitimi ile de uğraşmaktadır.


Grup 4 kişiden oluşmaktadır.
Serdar Çokluluslu (Vokal-Gitar)
Yaş:32 Açıköğretim Mezunu-İstanbul doğumlu
Arif Deniztoker (Gitar)
Yaş:26- İstanbul doğumlu
Ferhat Hasanoğlu (Bas Gitar)
Yaş:22 B.Ü. Endüstri Müh.- İstanbul doğumlu
Alpay Şalt (Davul)
Yaş:28-Mimar Sinan Üniversitesi-Grafik Bölümü- İstanbul doğumlu

Kamil Özaydın Şubat 1957'de İstanbul'da doğdu. İlk gençlik yıllarından beri Rock müziğe tutkundu. Bu tutkunun planlarını liseden sonra uygulamaya başladı ve Whisky'yi kurdu. Basınla ve grup elemanlarıyla çalışmalar sıklaştı. Bu dönemde söz ve besteleri yaratıp davul çalıyordu. Yoğun çalışmalar grubu 1982 Tepebaşı konserine taşıdı. Bu, Whisky'nin Türkiye Rock Tarihinde gerçekleştirdiği birçok ilkin başlangıcıydı. 1984 yılında bass gitara geçti. Türkiye'nin ilk hardrock sound'lu kaseti "Babaanne"yi bu yıl çıkardı. Müthiş bir sansasyondu. Türk Rock'ında büyük bir boşluk doluyordu.

Konserlerde, gazetelerde, dergilerde hep Whisky vardı. 'Bak biz genciz' tek kanallı TV ekranında sürekli gösteriliyordu. Rock'un önü Whisky ile açılmıştı. Bu canlılık 1987'ye kadar sürdü.

Gazi Üniversiteri İşletme Fakültesi'ndeki eğitimini yarım bırakıp askere gitti. 1989'da kaldığı yerden hızla devam etti. Elektro gitara geçti. Söz yazarı ve yakın dostu Ahmet Dağaşan'la Türkiye'nin ve Whisky'nin ilk 'Guitar Shop'unu açtı.

1990'da evlendi. Enstrumantal stüdyo kayıtlarını Türkiye'nin ilk 'Drum Shop'unun açılışı izledi. Türkiye'de Rock ile uğraşan biri ilk kez 'Gitar Metodu' çıkarıyordu, yine Kamil Özaydın tarafından.

Yepyeni Şarkısı 'Binnaz' herkesin dilindeydi. Parçaya çekilen klipte, özellikle gerçek yanma sahneleriyle tehlike atlatması yurt içi ve yurtdışındaki medyada heyecan yarattı. Grup TV'den ve konser sahnesinden aşağı inmiyordu. Whisky mağazaları ticaretteki başarılarını ithalatla sürdürüyordu. 1992'de Kamil Özaydın Rusya'da Monomax Rock grubunu Türkiye'ye davet etti. İlk kez, biri yabancı biri Türk iki Rock grubu Açıkhava Tiyatrosu'nu titrettiler. Whisky ikinci albüm çalışması için stüdyoya kapandı. Ne yazık ki "Ateş Suyu" albümünün piyasaya çıkışını göremeden 17.5.1993 tarihinde ani bir beyin kanaması sonucu aramızdan ayrıldı.

Serdar Çokuslu
Serdar Çokuslu 27 Mayıs 1964 yılında İstanbul Fatih doğumlu. İlk müzik denemesi İ.T.Ü Çok Sesli Müzik Korosu'nda bir süre bariton olarak görev aldı. İlk rock grubu kendi kurduğu ve dağıttığı 'Ekuator' du.

1980 yılında Kamil Özaydın tarafından kurulan Whisky'ye gitarist olarak girdi. Fakat bir süre sonra Kamil Özaydın'ın etkisiyle ile kendisini vokalist olarak buldu. 1987 Yılında Asım Can Gündüz'ün kurmuş olduğu 'Grup Çapkınlar'da bir süre bas gitar çaldı. Daha sonra askerliğin bitimiyle yeniden Whisky ile rock yolunda devam etti. Gitar üzerine yoğun çalışmalar yerine beste çalışmaları daha ağır bastı ve grubun birçok bestesine imza attı.

Özel zevkleri: Uyumak, yemek yapmak (özellikle balık), sinema, içki içmek ( Özellikle Bourbon Jack Daniel's).
En sevdiği hayvan: İguana.
En sevdiği insan: Tilki olmayan zeki insanlar.
Sigara: MarlboroLight's 100's,
Arabası: Fiat Tempra. Saat kullanmıyor.
En sevdiği aktör: Dustin Hoffman,
En sevdiği aktris Nichole Kidman.
Bugüne kadar kullandığı gitarlar: Elektro Egmond, Framus, Vox, Spacer, Ibanez, Washburn.
En sevdiği yabancı gruplar: Iron Maiden, White Snake, Judas Priest, Savatage, Queensryche, Ozzy Osbourne.
En baba solist: David Coverdale, Bruce Dickinson.
En iyi yerli solist: Murat (Pentagram) Ertan (Acil Servis)
En iyi gitarist: John Sykes - Adrian Vandenberg.
En iyi yerli gitarist: Ercan Birol, Yiğit Arda
En iyi yerli grup: Acil Servis - Kramp
En iyi davulcu: Simon Philips - Nico McBrain
En iyi bas: Billy Shean - Ahmet Güvenç - Gürol Ağırbaş

Alpay Asena Şalt

Kendimi bildim bileli müzik dinliyorum. Küçüklük fotoğraflarımda hep pikabın başında gözüküyorum. Bir müzik aleti çalmayı hiç denememişim. Ağbim ilkokulda bandodaydı. Birgün eve kocaman bir davul getirdi. Gece o davulu kurcaladığımı hatırlıyorum. Herhalde o gece bana davul virüsü bulaşmış olacak ki ailem bana oyuncak bir trumpet aldı (Tabii ki ömrü kısa oldu, derisi patladı!) Ben de kendimi resim çizmeye verdim.
İlkokul bitti ve ben İstanbul Erkek Lisesi'ne kayıt oldum. O yıllarda Boney M. ve Abba en tuttuğum gruplardı. Bütün plaklarını alırdım. TRT 3 Stüdyo FM ve gecenin getirdikleri programlarında güzel programlar çalardı ve bu parçalardaki elektro gitar sololar dikkatimi çekmete başlamıştı.

1980 yılının Temmuz ayında babamı kan kanserinden kaybettim. dünyadaki herşeyden nefret eder olmuştum. ertesi yaz imdadıma çok sevdiğim bir arkadışımın ağbisi yetişti ve bana kendi doldurduğu 90'lık bir kaset verdi. A yüzü AC/DC'nin Back in Black, B yüzü For those about the Rock idi.

Bu kaseti belki 1000 kere dinledim Geceleri Zagor veya Gordon okurken bu kaset walkman'imin içinde dönüp dururdu. Sonra başka bir arkadaşım Deep Purple'in Made in Japan adlı konserini çekti bana. Sonra ipler koptu. İlk rock plağım olan Iron Maiden'in The number of the Beast'i vitrinde görüp dakikalarca seyrettiğimi hatırlıyorum. Rock kültürünü anlamaya çalışıyordum. Sınıfımızda 4-5 arkadaş yabancı dergilerden Bravo ve Pop Rocky'den posterleri ve Rock grupları hakkındaki yazılanları tercüme ediyorduk. Bu dergilerden bir sürü grubun adını öğreniyorduk ama bu grupların müziklerini dinleyemiyorduk. İzmitli arkadaşım Yavuz beni İzmit'in baba kasetçisi Stüdyo Metal'e götürdü. İşte orada bu gruplardan çoğunu kayıt ettirdim. Saxon, Motörhead, Black Sabbath, Jethro Tull, Saga, Status Quo.. Bu gruplardan Saxon ve Motörhead beni çok etkiledi. Rock müzik çizdiğim resimleri de etkilemeye başlamıştı. Plak kapakları ve şarkı sözleri hayal gücümü harekete geçirmişti. Sınıfımızda ve okulumuzda rock dinleyenlerin sayısı gittikçe artıyordu. Biz buna 'zehirleme' diyorduk. Herkes birbirine kaset çekip rock müzik aşılamaya çalışıyordu. 1984 yazında ağbim Almanya'ya gitti ve bana bir sürü plak, t-shirt, rozet ve patch getirdi. O getirdiği plaklardan biri benim hayatımı değiştirdi. Saxon 'Crusader' okuldan eve geldiğimde bu plağı pikaba koyup dolaptaki tahta askıların sopalarını çıkardım ve bunlar ilk bagetlerim oldu. İlk davulum yatağım ve terliklerimdi. Evde davul çalar gibi birşeyler yapıyordum, çok rahatlamıştım. Dersleri iplemiyordum resim yapıp davul çalışıyordum. Okulumuzun müzik odasında bir davul vardı. Tenefüslerde o odaya girip müzik aletlerine bakıyorduk ama çalamıyorduk. Sonunda grup kurmaya karar verdik. Fil Mehmet, Tolga, Cenk ve ben enstrüman isimlerini kağıtlara yazıp kura çektik çünkü dördümüz de davul çalmak istiyorduk. Bana kurada bas gitar çıktı. Bu grup çalışması tabi ki bir sonuç vermedi. Bu arada Selim ve Ayı Memet bir grup kurdular davulcu arıyorlardı. Tabi ki beni aldılar ve böylece gerçek müzik hayatım başladı. Grubumuzun adı 'SETH' oldu, karanlıklar tanrısı 'SETH'.

Artık grubum olduğu içim davula daha fazla vakit ayırmaya başladım. Evde, okulda, yaz tatilinde Yeşilyurt Spor Klübü'ne gelen orkestraların davullarında çalışıyordum. O yıl Türkçe sözlü bir Rock kaseti çıktı. Whisky 'Babaanne'. Bizim grubumuz SETH ingilizce sözlü besteler yapıyordu. Hey! dergisi bir yarışma açmıştı. O yarışmaya 9 beste gönderdik ve dereceye giremedik. Ama en çok beste gönderen grup olarak dikkat çekmiştik. Bir akşam evde yemekteyken telefon çaldı. Kısa bir konnuşmadan sonra karışık bir kaset için bir parçamızı istediğini söyledi. Telefonu kapadıktan sonra titreyerek Selim'i aradım ve heyecanımı onunla paylaştım. Bu benim ilk gerçek kaset çalışmam oldu (bkz. Değişim Rüzgarları-Uzelli). Bir süre sonra Hey! dergisinin yarışmasını kazanan gruplardan biri kayıtlara gelmediği için bir parçamızı da onlara verdik (bkz. Hey Boys - Yankı Plak).

Bağlarbaşı - Dilek Düğün Sarayı.

Bir gençlik çayında çalmak için 'SETH' grubu olarak teklif almıştık. Konser güzel geçiyordu. Ufak bir ara verdik. Terlerimiz kurularken bir kişi benimle konuşmak istediğini (Şener Böcek) "Çok iyi çalıyorsun, Whisky grubunu duydun mu?" Evet dedim ve korktum. Abuk sabuk bahanelerle teklifi kabul etmedim. Ama kendime güvenim artmıştı. O sene yine sınıfta kaldım. Davul çalışmaya kendimi iyice kaptırmıştım. İlk defa televizyona çıkma heyecanını da yaşadım (TV2 Yarım Elma)

1989 yılında liseyi bitirip Mimar Sinan Üniversitesi Grafik bölümünü kazandım. Lise bitince grup çalışmalarından kopmak zorunda kaldım. Arkadaşlığımız sürüyordu ama prova yapamıyorduk. Karma bir grup oluşturmuştuk eski Polaris grubu elemanları ve SETH elemanları White Bird Band'i kurduk. 4-5 demo parça kaydettik bazı yarışmalara katıldık. O yıl arkadaşım Fil Mehmet organizatörlüğe soyunup bir konser düzenlemek için grup aramaya başladı. Ben Mimar Sinan Üniversitesi'nden Atmosfer'i buldum. O da Cultus ve Whisky'yi buldu (Bazen kadere inanıyorum.) Bana "şu an Whisky'nin davulcusu yokmuş ben de seni tavsiye ettim" demez mi? O konser olmadı ama ben Kamil Özaydın'la görüştüm demolarımı dinlettim ve Whisky'ye kabul edildim.

Arif Deniztoker

16 Kasım 1972'de İstanbul'da doğdum müziğe başlayıncaya kadar hayatımda enteresan birşey olmadı. Bedenen 1987 tarihinde müziğe başladım ama aslında anne karnındayken bile müzikle içiçeydim :)

Neden başladığımı bilmesem bile sanırım doğru bir karar verdiğimin farkındaydım artık. Benden önce müziğe başlayan birkaç insana doğal bir hayranlığım vardır. Bunların başında Tchaikovsky, Paganini, Beethoven, Mozart ve benzerleri gelir.

Dire Straits'le başladığım rock müzik sevgisi, Iron Maiden ile başlayan Hard'n Heavy aşkını yine en az onlar kadar ilerleterek bu konuma geldiğime inanıyorum. İlk grubum olan Sawdust'ı 1989 yılında kurdum ve sonra çoğunuz için gerçeğe yönelik adıyla anılan ve belki de bazıları için hiçbirşey ifade etmeyen belki de güzel olan yanının bu olduğunu bildiğim Whisky grubuna 1991 yılında dahil oldum.
Whisky grubu ile 3 albüm yaptım, bunlar "Ateş Suyu", "Güneşin Tahtı", "Dünyanın Kapısı".

Paganini, Tchaikovsky, Mozart ve benzerlerinin eserlerini gitara uyarlamak özel zevklerim arasındadır. Whisky haricinde birçok cover grubunda çaldım ve de çalmaktayım. Bazıları için pek birşey ifade etmeyen bu durum maddi açıdan beni enterese etmektedir :))

Kullandığım aletler: Arkadaşlar arasında karafatma dediğimiz IBANEZ RG760 model gitarım ve reçinesi hiç eksik olmayan kemanım ve de asla durmayan müzik zekam vardır.

Ferhat Hasanoğlu

1977'de İstanbul'da doğdum. Müziğe 12 yaşımda gitar dersleri alarak başladım. Kültür koleji orkestrasıyla, Milliyet müzik yarışmalarında çeşitli dereceler aldım. 1992'de 'Happy' adında alternatif rock grubu kurdum. Grup kurulduktan bir yıl sonra 3 şarkılık bir demo çıkardık. Birçok cover gurubunda çaldıktan sonra, Whisky'e katıldım

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/4/2008 - The Offspring

Kategori: biyografi

The Offspring, 1984 yılında "Manic Subsidal" adıyla, Orange County, Amerika Birleşik Devletleri'nde kurulmuş bir punk rock müzik grubudur.

Punk rock ya da alternative rock müziğinin yanında metal, ska ve grunge da içerir. 1984'te lise arkadaşı olan Dexter Holland ve Greg K tarafından başlatılmıştır. 3. albümleri olan Smash'le büyük bir başarıya ulaşmışlardır. "Come out and play" ile listelerde 1 numaraya kadar yükselmişlerdir. Bu başarıyı ayrıca Americana albümlerinde bulunan Pretty Fly'la da göstermişlerdir.

2005'te Greatest Hits albümlerini yayınlamışlar ve ilk defa Vans Warped Tour'a katılmışlardır. Davulcuları Atom Willard gruptan ayrılıp, Tom DeLonge'a katılıp 2006'da "We Don't Need To Whisper"'ı çıkarmıştır. The Offspring Şu anda Bob Rock'la birlikte 8. stüdyo albümlerini kaydetme aşamasındadırlar.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/4/2008 - Judas Priest

Kategori: biyografi

1969 yılında İngiltere’nin Birmingham şehrinde gitarcı K.K.Downing ile yakın arkadaşı bascı Ian Hill tarafından kuruldu. Vokalde Alan Atkins ile davulda John Ellis tarafından tamamlanan kadrosuyla ilk konserini 1971’de Essington’da veren grubun adı Atkins’in eski grubunun adıydı.

1971 sonunda Ellis’in yerine davula Chris Campbell geçti ve 1972 yılının tümünü yollarda geçiren gruptan bu kez 1973 yılında Atkins ile Campbell birlikte ayrildi.

Bu ayrılık sonrası grubun kaderi değisecekti. Onların yerine Hiroshima isimli gruptan solist Rob Halford ile davulcu John Hinch geldi. Bu kadroyla küçük bir İngiliz plak şirketi olan Gull Records ile anlaşma imzaladılar ve ilk albümleri “Rocka Rolla”yi (1974) yaptılar.

Bu albümün kaydından önce gruba ikinci gitarci olarak Glenn Tipton katılmıştı. Eylül 1974’te yayınlanan albüm pek de başarılı olmadı. 1975’te Hinch’in yerine gelen Alan Moore ile grup ikinci albümü “Sad Wings of Destiny”yi (1976) piyasaya sürdü. Oldukça iyi tepkiler alan albüme rağmen grubun mali durumunda bir değişiklik olmadı. Ancak albümün başarısı sonucu grup CBS Records ile anlaşma imzaladı ve davulda bu kez Simon Philips ’in yer aldiği “Sin After Sin”i (1974) yaptı. Ancak turneye davulda Les Binks ile çıktılar ve ilk kez Amerika’yı da programlarına alarak Led Zeppelin'in ön grubu oldular.

Daha sonra çıkan “Stained Class” (1978) , “Killing Machine (1978) , “Unleashed in the East (1979) gibi albümlerle Judas Priest ismini giderek daha büyük kitlelere duyurdu ve başarılarına yenilerini ekledi. “Unleashed in the East in hemen ardından Les Binks ayrılmış, yerine ise Trapeze grubundan Dave Holland geçmişti. Yeni kadro ile 1980'de “British Steel piyasaya çıktı. 1982’de çıkardığı “Sereaming for Vengeance ile başarısının zirvesine çıktı, platin plak ödülleri kazandı ve heavy metal’in en büyük gruplarından biri olma yolunda ilk adımlarını attı. Bu arada grup davulcu değişiklikleri yaşamaya devam ediyordu. Ancak 1984 tarihli “Defenders of the Faith le sertliğinin en aşırı ucunu ortaya koydu. Öte yandan daha ticari bir çizgiye oturmuş olan “Turbo (1986) o gün için yumuşak ve ticari görünse de birkaç yıl sonra yeniden gündeme geldi ve heavy metal içinde yer alan techno-pop kolunun çıkış kaynağı oldu. Ancak 1988 yılı albümleri “Ram It Down ile sert yapısına döndü. Oldukça basarılı olan albümün ardından Dave Holland ayrıldı ve yerini Scott Travis doldurdu. 1990’da yayınlanan son stüdyo albümü “Painkiller ile grup en sert çalışmasını yaptı, gitaristlerinin birer virtüöz olarak sololarda ortaya koydukları teknik gövde gösterileri, basla davulun alışılmışın ötesinde öne çıkışları ve vokalin genç solistleri utandiracak yorumuyla Judas Priest , “Heavy Metal Gods sıfatını kazandıkları kariyerini zirvede noktaladı.

1992 yılında Rob Halford, gruptan ayrıldı ve gitarda Russ Parrish ve davulda Scott Travis ile birlikte Fight isimli yeni bir grup kurarak yoluna devam etme kararı aldı. 1997 yılında grup yeni solisti Tim Owens ile “Jugulator isimli albümü yayınladı. Aynı yılın sonunda Glenn Tipton, ilk solo albümü “Paint It Black i yayınladı. Halford ise Two isimli yeni grubu ile “Voyeur isimli albümü çıkardı. Judas Priest ise “Genocide isimli albümle 2000 yılında yeni çıkışını yaptı.

30 yıldır müzik yapan ve ilk çalışmaları yumusak olan Judas Priest , giderek daha sert bir çizgiye kaydı; bu açıdan kariyerine sert baslayan, ama zaman içinde yumuşayan grupların aksine giderek sertleşen neredeyse tek grup oldu. Yaptığı çalışmaların hemen hemen hepsiyle heavy metal’in gelişiminde etkili bir rol oynadı. “Unleashed in the East ve “British Steel albümleri ile platin plak kazandılar, “Screaming for Vengeance ve “Turbo albümleri 1 milyondan fazla sattı, bu uzun yolda “Sin After Sin ile “Priest Live! hariç tüm çalışmaları gruba altın plak getirdi. Kariyerlerinin ilerleyen dönemlerinde heavy metal tanrıları olarak “kutsandilar ; 20 yılın sonunda kariyerlerini noktaladıklarında heavy metal’in en büyük gruplarından biri olmuşlardı.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/4/2008 - Haggard

Kategori: biyografi

1991 yılında kurulan Münih’li grup müzik hayatlarına death metal alanında başladı. İlk demoları “Introduction” 1993 yılında ve kendilerini tanıttıkları beş parçadan oluşan ilk mini-albümleri “Progressive” ise 1994 yılında çıktı.

1995 yılında müziklerine klasik öğeler katmaya başladılar. Bu yıl gruplarına keman, viyolonsel, piyano ve bir de soprano kattılar. “Once...Upon A December's Dawn” isimli bir promo albümü çıkarttılar ve Danimarkalı grup Illdisposed ve Alman grup Disgust ile çıktıları turneyle yeni müziklerini tanıttılar.

Yeni tarzlarıyla olumlu tepkiler alan grup kadrolarına 16 müzisyen daha kattı ve müziklerini gitgide daha senfonikleştirmeye, daha klasikleştirmeye başladı.

Giderek oturan kadroları ve tarzlarıyla 1997 senesinde Serenade Records etiketli “And Thou Shalt Trust ...The Seer”ı piyasaya sürdüler. Albüm iyi bir satış grafiği çizdi ve büyük beğeni topladı. Bu albüm melodik death metal ve Ortaçağ-klasik-folk müziğinin karışımıydı. Lirikler İngilizce, Almanca ve Latince’ydi. Albüm tarihe bir yolculuk gibiydi ve Michel de Notre Dame’ın (namı diğer Nostradamus’un) hayatını işliyordu.

Grup, yeni albümlerine kadar uzun bir turne dönemi yaşadı. Çoğu Almanya, Avusturya, İsviçre ve Hollanda’da geçen bu turneler grubun hayran kitlesini her geçen gün arttırdı. Grubun tek (ve hayli önemli) dezavantajı ise hayli kalabalık olan kadronun toparlanma sorunuydu. Bu yüzden konserler maalesef hep “playback” geçti.

2000’in Temmuz’ ayında grup, adından en çok söz ettiren ve en başarılı albümlerini çıkardı. Albümün adı “Awaking The Centuries”di ve tarihe yapılan yolculuk aynen devam ediliyordu bu albümde de. Tarihin gerçek olayları ve kahramanları (ve yarım kalan hikayesiyle Nostradamus) yine albüm parçalarının konusuydu. Bu albümle Haggard hayranları adeta mest oldu. Grup bundan bir yıl sonra Meksika’da kaydedilen “Awaking The Gods” (Live in Mexico) isimli bir live albüm çıkardı. Onbir parçadan oluşan albüm Haggard’ın en iyi eserlerini içeriyordu.

Haggard’ın son albümü ise, adını Galileo’nun ünlü sözü “Herşeye rağmen dünya dönüyor.” lafından alan “Eppur Si Muove”. Albüm 2004 yılında Drakkar etiketiyle çıktı

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Ne istiyorsun !

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

esirsehrininsani